Usta oyuncu Tamer Levent: Neredeyse yıldırmak istiyorlar « Burhan Akdağ

2 Temmuz 2022 - 21:23

Usta oyuncu Tamer Levent: Neredeyse yıldırmak istiyorlar

10 Mayıs’taki kritik toplantı öncesi SÖZCÜ’ye konuşan Devlet Tiyatroları eski Genel Müdürü usta oyuncu Tamer Levent, “Bizi TRT’ye eşit hale …

Usta oyuncu Tamer Levent: Neredeyse yıldırmak istiyorlar
Son Güncelleme :

22 Nisan 2022 - 8:53

10 Mayıs’taki kritik toplantı öncesi SÖZCÜ’ye konuşan Devlet Tiyatroları eski Genel Müdürü usta oyuncu Tamer Levent, “Bizi TRT’ye eşit hale getirin” çağrısında bulundu. Levent zorlu ekonomik şartları, emekli oyuncuların durumunu, özel tiyatroların halini hatırlatarak şu tespiti yaptı: “Bu mesleği yapanları neredeyse yıldırmak istiyorlar.”

SÖZCÜ, özlük haklarında son 30 yıldır gittikçe artan bir ivmeyle yaşanan dramatik düşüşün durdurulmasını isteyen sanatçıların taleplerini gündeme taşımaya devam ediyor. .

Çalışma Bakanlığı ile Memur Sen arasında 10 Mayıs’ta yapılacak kritik ek gösterge toplantısı öncesi oyuncular, opera, bale, orkestra sanatçıları seslerini yükseltiyor. 

Bu kapsamda Türk tiyatrosunun usta isimlerinden Devlet Tiyatrosu eski Genel Müdürü, Devlet Tiyatrosu, Opera ve Balesi Çalışanları Yardımlaşma Vakfı (TOBAV) eski Genel Başkanı Tamer Levent SÖZCÜ’ye konuştu. 

Meselenin esasının, ekonominin bütün diğer bilgilerden, bilim alanlarından kopuk kendini kurtaracak ayrı bir alan olarak görülmesi olduğunu vurgulayan Tamer Levent, “Eğer Türkiye dünya çapında gelişmiş bir ülke olacaksa, ‘sanat kültürü’ kavramının değerleriyle, bu çağa uygun bir vizyon oluşturmalıdır” dedi.

Levent, “TRT’yi emsal göstererek Devlet Tiyatrosunun şartlarının da en azından TRT’ye eşdeğer hale getirilmesi gerekli” çağrısında bulundu. 


İşte, Tamer Levent’le, Türkiye’de sanatın, sanatçının yaşadığı zorlukları, yaşanan ekonomik sorunların temelinde yatan sorunlarla sanat arasındaki bağı ortaya koyan mülakat: 


“TÜRKİYE’DE ENTERESAN DURUMLAR OLUŞUYOR”

 

Sanatçıların özlük haklarındaki dramatik düşüşün temelinde ne var, siz ne görüyorsunuz?

Size bir şey söyleyeyim mi, bu mesleklerin tanımları yapılalı, Resmi Gazete’de çıkalı bir iki yıl oldu. Ancak tanımlarına uygun özlük hakları oluşmadı. 

Bu, Türkiye’nin yaşam kalitesi, standardı, ekonomik sorunları, ekonomik sorun ve kültür arasındaki bağ açısından da önemli bir sorun. 

Birçok mesleğin tanımlarının olmadığını biliyoruz. Bir kere sanatçı diye bir meslek yok. Her mesleğin kendi adı var. Ama kendi adıyla bu mesleklerin de tanımları ve özlük hakları konuşulmadı Türkiye’de… 

Konuşulmayınca da enteresan durumlar oluşuyor Türkiye’de. Bakıyorsunuz TRT’de bir mücadele veriliyor… TRT, devlet ödenekli bir yayın kuruluşu olarak bütün özlük haklarını almış olabiliyor.

“ÖZEL TİYATROLARIN HİÇBİR ÖZLÜK HAKKI YOK”

Ama bir tarafta devlet tiyatrolarının bu anlamda bir özlük hakkı kazanımı yok. Devlet tiyatrolarının uzantısı olarak bakıldığında, özel tiyatroların hiçbir özlük hakkı yok. 

Bu nedenle tabi bu anlamda, bu alana emek veren, yani sanat kültürünün yaratılması ve bu kültürün tüm ülkenin düşünsel kültürü haline gelmesini sağlamak üzere, bu meslekleri gerçekleştirenlerin, ne kadar önemli, ne kadar önemsiz olduğunu ölçme kriteri ortaya çıkmış oluyor, değil mi… 

“GELİŞMİŞ ÜLKELER KADAR MÜKEMMEL OLMAMASININ NEDENİ…”

Bu arada hayatta bir takım şeylerin, gelişmiş ülkeler kadar mükemmel olamamasının nedenini de ben buraya bağlıyorum. Çünkü bu bir düşünce biçimi yanlışlığı ve eksikliği… Bu eksiklik pratikte de nesnel olarak bu şekilde görünüyor. 


Bu eksiklik sanatçılardan mı kaynaklanıyor, bizi yönetenlerden mi?

Sanatçılar diye bir kesim yok zaten bütün insanlar sanatçı. Dünya artık bunu böyle konuşuyor. Ama bütün insanların sanat organizmasını, sanatçı kimliğini harekete geçirmek üzere hareket eden insanlar rol model oluyor. Bu bir mesleğe dönüşüyor. Yaptığı işi özenle yapmak, iş, meslek,  yani zanaat ve zanaatı yapma anlayışı… Bu anlayış ortak bir anlayış olmalı toplumda. 

“SENDİKA KİMLİĞİ DEVLET TARAFINDAN KABUL EDİLMİŞ BİR KURULUŞTUR” 

TRT’de bir mücadele verildi ve tüm özlük hakları alındı dediniz. Peki bu diğer kurumlarda sanatçılar mücadelede eksik kaldı şeklinde algılayabilir miyim bunu?

Valla bir anlamda belki bu gelişmenin farkında olmadıklarını da gösteriyor, değil mi? Bir de ne bileyim, bir sivil toplum kuruluşu, bir sendika… Sendika demek illa devlete muhalif bir kuruluş mu demek… Şimdi Amerika’daki sendikalar hepsi devletle mücadele ediyor herhalde, değil mi… 

Sendika normal bir yaşam kültürünün oluşması sırasında hakların aranmasını sağlayan bir kuruluştur. Kimliği de devlet tarafından kabul edilmiş bir kuruluştur. Bizim maalesef bu anlamda meslek tanımı, meslek tanımına uygun özlük hakkı tanımı yapmak gibi hukuksal prosedürü sendikalarımız aracılığıyla oluşturulması bile lüks sayılıyor  ya da devlete karşı gibi olmak sayılıyor. 

Bundan da ürken, bu hakları almaktan ürken insanlar… 

“OYUNCU ASİL BİR MESLEKTİR” 

Bir başka şekilde ürken de var. O da kendine sanatçı demeyi, oyuncu demeye tercih ediyor. Halbuki oyuncu asil bir meslektir. Yani oyun oynamak. Oyunun kuralları vardır. Oyun basit bir şey değildir. Yani hafife alınacak bir şey değil. Gelişmiş ülkeler ve uluslararası alanda ise oyun kelimesine son derece saygın bir yaklaşım vardır.  Ama bizim ülkemizde oyun kelimesi hep bir sahtekarlığı ifade etmek için dalavereyi ifade etmek için kullanılıyor.

Belki bu yaklaşım nedeniyle insanlar kendilerine oyuncu demek yerine sanatçı demeyi tercih ediyorlar ve bu zaman da meslek tanımı yapılamıyor, özlük hakkı tanımı yapılamıyor.

 

“DT’NİN ŞARTLARI EN AZINDAN TRT’YE EŞDEĞER HALE GETİRİLMELİ” 

Şimdi mesela TRT ne yaptı, 6400’leri aldı, 3600’leri de aldı, değil mi… Aynı şekilde TRT yayın yapıyor, Devlet Tiyatrosu sahnede oyun oynuyor. Bir tanesi dijital ortamda, diğeri canlı yapılıyor. Aralarında fark yok. İkisi de sonuçta oyun oynuyor. İkisi de bir yayın yapıyor. Ama bakıyorsunuz, hatta Devlet Tiyatrosu daha zor şartlarda. Çünkü canlı yapılıyor. Canlıda hata yapamazsınız. 

Dijitalde pekçok yayın kayıt altında yapılıyor. O zaman TRT’yi emsal göstererek Devlet Tiyatrosunun şartlarının da en azından TRT’ye eşdeğer hale getirilmesi gerekli. 

Geçmişte Devlet Tiyatroları kurulduğunda, oyuncuların ve personelin hakları milletvekili hakları üzerinden irdelenerek katmanlar kuruluyordu. 

“KÜLTÜRDE SÜREKLİ BİR EKSİKLİK VARDI”

Peki o zaman sosyal bir dönüşüm de mi oldu, sadece siyasete mi bağlayacağız bu dönüşümü. O noktadan bu noktaya nasıl geldik?

Siyasete değil kültüre bağlayacağız. Kültürde sürekli bir eksiklik vardı. 1990’lı yıllarda şöyle bir yetki kanunu çıkmıştı. Kurumlar tek maddelik bir değişiklik önergesiyle kendilerini revize edebilirler diye… ‘Bize tek maddelik bir öneride bulunulsun’ dediler. 

Ben de o zaman Devlet Tiyatroları, Opera ve Balesi Vakfı Genel Başkanı’ydım. Biz o zaman Ankara, İstanbul ve İzmir’de etkinlik yaptık. Dedik ki, ‘Bizi TRT’ye eşit hale getirin.’ Tek maddelik, değil mi… Çünkü Devlet Tiyatrosu’nun 657’yle karşılaştırmalı bakıldığı zaman, devlete çalışan mühendislere denk özlük hakkı olarak anılıyor. 

Halbuki niye mühendise denk de kendine değil. Bu adamların mesleki kimliği yok mu ki, mühendise denk diyorsun. Ha şu an meslek tanımı yapmadığınız için açıklamıyorsunuz ve o mesleki kimliği ILO ve ISO’nun yaptığı meslek tanımları ve özlük haklarına benzer haklarla yaklaşamıyorsunuz. O zaman neden hiç olmazsa ona en yakın olan kuruluşa TRT’ye denklemiyorsun. 

1990’larda da biz bunu tartıştık. Bu genel bir hastalık ve maalesef bu genel hastalığa çözüm bulunmadığı için gittikçe erozyona uğruyor. 

“KÜLTÜREL KİMLİK EKONOMİK PROBLEMLERİ ÇÖZEBİLECEK BİR KİMLİKTİR” 

Mutlaka gözlemleriniz vardır. Ne durumda özellikle emekli oyuncular, yaşadıkları zorluklarla ilgili ne söylersiniz?

Bir ülkenin kültürel kimliği, o ülkenin yaşam kalitesini, ekonomik problemlerinin çözülmesini sağlayabilecek bir kimliktir biliyorsunuz. Yani ekonomi bütün diğer bilgilerden ve bilim alanlarından kopuk bir alan olarak kendini kurtaracak bir alan olarak görülmemeli. 

Bir bakıyorsunuz bir dünya liderinin hasta olması halinde bir bakıyorsunuz para düşüyor, para yükseliyor. 

Bunları ekonomi ve kültür arasındaki bağı kurabildiğimiz zaman… Yaşama sanat gözüyle bakmamız lazım bizim.

 

“YAŞAMIMIZDA SÜREKLİ BİR EROZYON, KAYMA, MUTSUZLUK YARATIR” 

Biz bu sanatın oluşması konusunda, titizlik göstermediğimiz takdirde, birçok şeyin, yaşamımızdaki birçok eksikliğin farkına varmıyormuş gibi yaşamak zorunda kalabiliriz. Bu durum bizim yaşamımızda sürekli bir erozyon, sürekli bir kayma, sürekli mutsuzluk yaratır. Bu mutsuzluklar artık öyle bir hale dönüşebilir ki, insanlar birbirleriyle iletişim kurabilecek ortak bir değer bulamazlar. 

Bu nedenle ben kültür alanının özellikle bu milenyumda ve özellikle Orta Doğu’da ve Orta Doğu’nun lideri gibi görünen Türkiye’de önemle ele alınması gerektiğini ve bunun ele alınmasıyla yaşamakta olduğumuz pek çok soruna sanatçı gözüyle bakarak çözüm bulabileceğimizi düşünüyorum. 

“EMEKLİ OLABİLENLER YİNE ŞANSLI, ÖZEL TİYATRODAKİLER…”

Ben biraz ekonomik tarafını sormak istedim. Şunu da ekleyeyim o zaman. Bir dizi sektörü oluştu. Eğer sanatçı dizide olabiliyorsa biraz daha rahat edebiliyor ama onun dışında kalanlar büyük zorluklar yaşıyor, ne dersiniz?


Şimdi bunların hepsi mesleğin aynı parçaları.. Yani oyunculuk diyelim. Sanatçı dedikçe ben anlayamıyorum. Oyuncu diyelim. Dünya oyunculuğun vatanlarından biri İngiltere değil mi… Sheakspear’in ülkesi.. Oyuncu kelimesi kullanılıyor. Rusya hakeza… Bütün bu ülkeler oyuncu kelimesine kullanıyor. Ortadoğu’ya geldikçe insanlar kendine sanatçı demeye başlıyor. Bu garip bir şey… Herhalde burda bir şey var. kültürel bir kompleks var diye düşünüyorum. O zaman meslek tanımı yapılamıyor. 


“FİYATLARDA 3-4 KAT ARTIŞ VAR” 

Devlette çalışıp da devletten emekli olma imkanı bulmuş kişiler biraz daha şanslı. Çok şanslı demiyorum. Çünkü bu enflasyon ortamında bu doların… Her gece dinliyoruz haberlerde, değil mi… 250 liraya dolan depomu bin liraya dolduruyorum diyor. Demek ki üç katı dört katı bir artış var. Bu şartlarda emeklinin durumunun düzeltilmesi ancak emekli olma şansına sahip olmuş kişiler için olanaklı. 

Bir de emekli olamamış olanlar var. Özel tiyatrolarda çalışıp da sigortaları doğru dürüst yapılamamış, mesleki kimlikleri ve mesleki kimliklere özgü özlük hakları savunulamamış olup da doğru dürüst sigortalanamamış ya da sigortası çok düşük yapılmış insanlar yok mu… 

“TRT EMSALDİR”

KDV konusu var, özel tiyatroların yaşamaması için. Yüklü bir KDV ödenmesi… Stopaj konusu… Bunlara baktığınız zaman bu mesleği nerdeyse yıldırmak istiyorlar. 

Devlet ödenekli kurumlar, mesela TRT 6400 ve 4200’ü alabildiğine göre bu bir emsaldir. TRT bunu nasıl yaptıysa Devlet Tiyatrosunu, Devlet Operasını Devlet Balesi, Devlet Senfoni Orkestarısını, devlet korolarını… Bunların eksiği ne… 


Bunları da TRT’ye denklediği zaman Türkiye’de bir kriter ortaya çıkacak. Bu kriterin sendikal hak elde etmiş ve oyunculuk meslek tanımı yapılmış insanların da bu kiriterler doğrultusunda, mesleklerini yaparken bir takım haklar elde etmesi gerek. 

Ha bunun bu sefer dönüşü seyirciye olacak. O zaman seyircinin yükünü hafifletmek için de KDV ve stopaj gibi konularda da onlara rahatlık sağlamak gerekecek. Bunların hepsi birbiriyle bağlı.

“EKONOMİ KÜLTÜRDEN BAĞIMSIZ DEĞİL”

Ekonomi kültürden bağımsız bir konu değil. Ekonomiye kültür penceresinden de baktığımız zaman, ekonomide bir takım zorluklar yaşıyorsak, buna neden olan kültürel nedenleri de tespit edelim. 

Kültür kelimesini sanat kelimesinden ayrı kullanıyorum dikkat ederseniz. Kültür ve sanat diyoruz hep tek parçada söylüyoruz. Bu kavramları doğru anlamadığımızın tespitidir. Kültür ve sanat diye bir kavram bütünselliği yok. ‘Sanat kültürü’ diyebiliriz. Kültür tek başına bir toplumun yaşama biçimi, yaşamdan talepleri, üretkenliği verimliliği, eğitimi ve yaşama dair ürettiği her artı değerin bütünsel tanımıdır diye düşünüyorum. 


O zaman bu artı değerleri üretebilir bir toplum olduğunda bu toplum, zaten ekonomik sorunları halletme konusunda da, sanatsal bir incelikle disipiline olacaktır. Burada sanat kültürü ortak bir kültür olmalıdır. 

Sadece bu işi yapanların kültürü değil, başka işleri yapanların da ortak kültürü olarak kabul edildiği zaman… Bakın yine kültür diyoruz, sanat kültürü… Bu kültür böyle benimsendiği zaman, bu kültürü yaratma doğrultusunda çalışma gösteren insanların mesleki hakları, özlük hakları olarak bunlar mütalaa edilebilir o zaman. Bugün böyle bir mütalaa sistemi yok mesela…

“DÜNYA ÇAPINDA BİR ÜLKE OLACAKSAK” 

Neye göre mütalaa ediyoruz, bu insanların özlük haklarını ve almaları gereken yaşam standartlarını belli bir seviyede tutmalarını, yaratıcı olmalarını, üretken olmalarını sağlayacak bir yaşam standardı temin etmeyi neye göre ölçebiliyoruz mesela… Nasıl bir mantıkla ölçebiliyoruz. Böyle bir mantığımız var mı ortak bir değer yargımız. Tanımı olan, içeriği olan. 

Bu bir tespittir. 

Bu gözle bakıldığı zaman eğer Türkiye dünya ülkeleri çapında gelişmiş bir ülke olacaksa, sanat kültürü ve kültür kavramının değerleriyle bir, bu çağa uygun bir vizyon oluşturmalıdır diye düşünüyorum.

 

“50 YILDIR SÖYLÜYORUM, TÜRKİYE’DE BU TARTIŞMANIN AÇILMASI LAZIM” 

Meselenin kaynağında esas sebepleri bunlar. Bunlarla birlikte mütalaa etmek gerekiyor. 

Böyle bir tartışma açılması lazım artık Türkiye’de… Ben siyasal iktidarların bu konularda alana yönelik kişilerin görüş ve bakış açılarını ve evrensel çözümleri değerlendirmeleri gerektiğini aşağı yukarı 50 yıldır söylüyorum. 

Zaman zaman dinliyor gibi olanlar oldu ama şöyle bir kafa var Türkiye’de… Bu konu bu kadar önemli mi gündeme gelmeli mi…. 

Ben DT Genel Müdürlüğü de yaptım. Mevzuatlara takılıyorsunuz. Aradaki bürokratlar karar verme konusunda Meclis’e taşıma konusunda bariyer oluşturabiliyorlar. 

“PARAYI KONUŞUYORLAR KÜLTÜR BOYUTUNU DEĞİL”

Maliye’ye gittiğinizde parayı konuşuyorsunuz, pazarlık içinde geçiyor. Yani olayın kültür boyutu konuşulmuyor. 

Dolayısıyla o pazarlık öyle bir vizyona sokuyor ki sizi, bir tür algı yönetimidir bu, o pazarlığı niçin yaptığınızı unutuyorsunuz. Dolayısıyla o 300 lira 500 lira bir şey kazanılırsa bu kar sayılıyor. Ama bu öyle bir kar değil yani. Esasında zarar hepsi. Bütüne, böyle bir sistemin, bir sanat eseri yaratır gibi titizlikle yaratılmaması, bütünün oluşumuna zarar veriyor diye düşünüyorum.

Tamer Levent 
Yargıç Zeki Levent ve tasarımcı Meral Levent’in çocuğu olarak 1950’de İzmir’de dünyaya geldi. 1971’de Ankara Devlet Konservatuarı’na girdi. Önce oyuncu, ardından yönetmen, genel müdür olarak çalıştı. New York Üniversitesi Tiyatro Bölümü, Berlin Sanat Okulu Tiyatro Bölümü, Bretton Hall Koleji ve Warwick Üniversitesi’nde Yaratıcı Oyunculuk dersleri verdi. Belçika, Lüksemburg ve Macaristan’da Avrupa Parlamentosu ile birlikte tiyatro toplantılarının ilkelerinin düzenlendiği komite ve organizasyonlara katıldı. Radyo ve televizyonda bir dizi program ve drama yaptı. Çin ve Hindistan’da belgeseller yaptı. Uluslararası Aktörler Federasyonu’nda (FIA) Türkiye Temsilcisi oldu. IATA (Uluslararası Amatör Tiyatrolar Birliği) yönetim kurulu üyeliği yaptı. 

 

 

 

YORUM YAP